SİVİL ALANDA ENTELEKTÜEL BİLGİ ÜRETİMİ

Anasayfa » Fikriyat » SİVİL ALANDA ENTELEKTÜEL BİLGİ ÜRETİMİ

SİVİL ALANDA ENTELEKTÜEL BİLGİ ÜRETİMİ

Hüseyin Nasrullah İnan

İlmi Düşünce Mektebi (İDM) Kademe Eğitimi Programı, 6 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirilen açılış programıyla yeni eğitim dönemine başladı. Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış programında, İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri bölümünden Doç. Dr. Alim Arlı, “Sivil Alanda Entelektüel Bilgi Üretimi” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Alim Arlı konuşmasına entelektüel bilgi üretimi süreçlerinde, üniversite ve sivil toplumun yöntemleri arasındaki zıtlığı vurgulayarak başladı. Arlı’ya göre üniversite ve sivil toplumda entelektüel bilgi üretimi farklılıklar arz etmektedir. Üniversite ortamı sınırları net bir çalışma biçimini ifade ederken sivil toplumda bu çerçeveler genişlemektedir. Bu durumun ortaya çıkması ise bilginin değişen doğasıyla ilgili bir meseledir.

Arlı, yaptığı genel girişin ardından sözlerine bilginin değişen doğasını ve bilginin üretiminde yaşanan tarihsel dönüşümü ele alarak devam etti. Buna göre bilgi konusu, son 150-200 yıllık dönemde modern dünyanın en temel meselelerinden biri olmuş, bilginin meşru sahipliği konusunda bir takım otorite değişimleri yaşanmıştır. Günümüze gelindiğinde bu otorite dönüşümleri, sivil alana önemli görevler yüklemiş, sivil toplumun neden sivil alanda ve neden entelektüel bilgi üretmesi gerektiği konusunda bizi birtakım tartışmalara yöneltmiştir.

Arlı’ya göre bilgi, felsefi açıdan ihtiva ettiği anlamların yanı sıra ayrıca sosyolojik bir fenomendir. Çağdaş bilgi sosyolojisinin konusu olmuş bu fenomen, pek çok tartışmaya sahne olan karmaşık bir alanı ifade etmektedir. Tarihsel süreçte ise bilgi tartışmalarının esas odağını son 30-40 yıllık döneme kadar üniversite ve üniversitede üretilen bilgi oluşturmaktaydı fakat yakın dönemde bu durum dönüşüme uğradı. Artık sivil toplum, bürokrasi ve şirketlerin de bilginin üreticisi ve temsilcisi olabildiği yeni bir döneme girildi [1]. Bu bakımdan kendini doğru konumlandırdığı hallerde sivil toplum, bilgi üretiminin güçlü bir odağı haline gelebilmektedir.

Arlı, konuşmasını şu soruları sorarak sürdürdü: Peki sivil toplum bugün neden bilgi konusunun bir parçası ve niçin biz bilgiyi sadece üniversitede değil de sivil toplum ve diğer başka alanlarda da görüyoruz? Arlı’ya göre bilgi üretiminin neden üniversite dışı alanlara da yayıldığı konusunun ilk önemli tartışmalarından biri Jean-François Lyotard’ın Postmodern Durum adlı kitabıdır. Bilgi tartışmalarının merkezinde bulunan bu kitap, içerisindeki tartışmalar ile üniversitenin bilgi karşısındaki krizini ve Lyotard’ın bilginin sonu olarak tanımladığı tartışmalar bütününü tetiklemiştir. Bugün ortaya konan birçok tartışma bu eserden beslenmektedir.

Arlı konuşmasında devamla, Orta Çağ’dan günümüze dek uzanan tarihsel süreçte bilginin otorite değişimlerini ve günümüzde evrildiği noktayı özetledi. Buna göre Orta Çağ Avrupa’sında ve İslam dünyasında bilgi imtiyazı, bilginler topluluğunun elindeydi. 19. yüzyıla gelindiğinde aydınlanma vb. yaşanan birtakım olaylar sonucunda devlet -belirli politik sınırlar içerisinde- bilginin meşru otoritesi olarak üniversiteyi tanıdı. Sınırları ihlal eden Marks gibi anarşist düşünürler ise üniversite dışında kaldı ve yeni ideolojilerin doğmasına sebep oldu. 1970’li yıllara gelindiğinde ortaya çıkan aydınlanma eleştirileri ve evrensellik iddialarına yönelik tartışmalar üniversitenin ayrıcalıklı rolünden kısmen taviz vermesine yol açtı. Bu geri çekilmenin yarattığı otorite boşluğunda ise özellikle sivil alan olmak üzere yeni yapılar birtakım iddialarla var olmaya başladılar. Bu yönüyle sivil alanın bilgi üretimine katılması biraz da üniversitenin krizi ile ilişkili olarak ele alınır. Bu durumun bir diğer sebebi ise üniversitenin 20. yüzyıla gelindiğinde, devletle girdiği ilişkiler dolayısıyla uzmanlık ve ihtisas alanlarına verdiği önemle ilgilidir. Üniversitenin, Almanların bildung dediği, bizim maarif olarak tercüme edebileceğimiz alanı terk etmesi Lyotard’ın bilginin sonu olarak tanımladığı meseleye denk gelmektedir.

Arlı’ya göre bilgi üretiminde otorite değişimleri konusunda devletin rolü önemlidir ve hiçbir şey devletin dönüşümünden bağımsız ilerlememektedir. Bu açıdan bakıldığında 1980’lerde ve özellikle 1990’larda yaşanan görece liberalleşme sivil alanın, toplumun çeşitli alanlarında birikmiş olan birtakım düşünceleri ve arayışları meşru bir biçimde politik ve kültürel alanlara taşıdığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun yaşadığı bu özgürleşme üniversitenin eski objektif ve özerk bilgi idealinin dışında doğrudan toplumun iç enerjisi yoluyla alana dahil olmasına neden olmuştur. Tüm bunlar göz önüne alındığında Arlı’ya göre Lyotard’ın Postmodern Durum olarak adlandırdığı son 30-40 yıllık tecrübe ele alınırken sivil toplumu dikkate almamak pek mümkün gözükmemektedir.

Arlı, Orta Çağdan günümüze bilgi üretiminde otoritenin dönüşümünü devletin dönüşümüyle bağlantılı olarak ele aldıktan sonra sözü günümüz sivil toplumunda bilgi meselesine getirdi. Sivil toplumun bilgi üretiminde meşru ve güçlü olduğu bu yeni durumda bu alan nasıl bilgi üretecek? Nasıl bu alanın bir parçası haline gelecek ve kendini nasıl konumlandıracak? soruları eşliğinde konuşmasını sürdüren Arlı, bu yeni durumun beraberinde yeni problemler getireceğini ifade etti. Burada sivil alanda entelektüel bilgi üretiminin paradokslarından biri bu alanın süreç içerisinde iktidar yaratma potansiyelidir. İkinci mesele ise üniversitenin yaşadığı rol değişiminden sonra üniversitenin mensuplarına politik bilinç aşılamaması durumudur. Burada tartışılması gereken mesele üniversitenin böyle bir amaç yüklenip yüklenmeyeceğidir. Bu konuda birbirine zıt görüşlerin olduğu görülür. Arlı burada, sivil alanın böyle bir görevi üstlenebileceğini savunur çünkü ona göre sivil alan insanların gündelik parti politikalarının dışında eleştiri kültüründen doğan bir politik bilinç kazanabileceği alanlardır. Sivil alan ancak bu bilinç aracılığıyla toplumsal alanlarda ortaya çıkan birtakım talepleri ve itirazları politik bir dil içerisinde ifade eder ve devlet için bir ayna görevi görerek toplumsal yararı sağlar. Bu bakımdan sivil alandaki entelektüel bilgi üretimi politik özgürleşmeye katkı sağlayabilir. Sivil alanın doğası gereği güçlü iletişim kapasitesine ve demokratik ve enerjik bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Arlı, bu alanın günümüzde yeniden entelektüel bilgi üretiminde ve politik tavır sergileme yolunda konumlandırılmasının çok güçlü mesajlar içerdiğini ifade ederek sözlerine son verdi.

Özetle Alim Arlı “Sivil Alanda Entelektüel Bilgi Üretimi” başlıklı sunumunda, Orta Çağlardan günümüze uzanan bir kronolojiyle entelektüel alanda bilgi üretimini kuşatıcı bir biçimde ele almıştır. Bilginin üretiminde bilginler topluluğundan üniversitelere oradan postmodern durumun ve liberalleşmenin getirdiği görece özgürlük ortamına varan tarihsel bir anlatıyla süreci incelemiştir. Kuşkusuz bu süreç anlatısını kıymetli kılan birkaç husus bulunuyor. Bunlardan ilki bilgi üretiminde yaşanan dönüşümleri, devletin dönüşen politik tavırları ve aydınlanma-postmodern durum gibi belirli tarihsel süreçlere atıfla ele almış olmasıdır.  Bu nokta ile ilişkili olarak Arlı’nın konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus ise bilginin üretimini devletin dönüşümünden bağımsız bir şekilde ele alınamayacağıdır. Devletin 19. yüzyılda üniversiteye politik sınırlar çizmesi üniversite dışı bilgi üretiminin artmasına yol açmış 1970’lere gelindiğinde ise postmodern durum üniversitenin otoritesinden kısmen vazgeçmesine sebep olmuştur. Üniversitenin yaşadığı bu geri çekilme ise sivil alanın zemin kazanmasını sağlamıştır.

Arlı’ya göre tarihsel süreçte yaşanan değişimler sonucunda bilgi üretiminin sivil alana da kaymış olması, beraberinde önemli fırsatları da getirmiştir. Dışarıdan bir etki olmadan, sivil alanın kendi içerisinden bir güç aracılığıyla söz söyleme kapasitesine sahip olması onu politik bir özne konumuna yükseltebilmektedir. Sivil alan sahip olduğu bu konumlanış ile kendine özgü politik bir bilinç geliştirebilir ve güncel parti siyasetinin iğvasına kapılmadan uzun erimli bir siyaset yürüterek politika yapıcıların kendini kontrol edebileceği bir denetim mekanizması halini alabilir.

Türkiye’nin de politika belirleme konusunda takip ettiği Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından politik bir hedef olarak benimsenen ve yerel yönetimler bağlamında bir yönetim felsefesi haline gelen yerinden yönetim ve self-government söylemlerini Arlı’nın ifade etmiş olduğu tarihsel sürecin bir sonucu ve aynı zamanda sivil toplumun sahip olduğu politik gücün ortaya çıkmasını sağlayabilecek bir zemin olarak değerlendirebiliriz. Kamu yönetimi bağlamında dünyada yaşanan değişimler, sivil toplum kuruluşlarının yerel bağlamda bir aktör olarak kabul görülmesine imkân tanımıştır. Bu açıdan ilmi STK’lar kentle ilgili meseleler hakkında yerel yönetimlerin politikalarını sivil toplum lehine takip edebilir ve politik anlamda söz söyleyebilir bir konuma sahip olabilmektedir.

Sivil alanın sahip olduğu eleştiri kültüründen doğan politik bir bilinç kazandırma fonksiyonu kıymetlidir. Sivil toplum kuruluşları bu özgürlük alanını doğru bir biçimde kullandıkları takdirde orijinal bir konum alış gerçekleştirebilirler. Özel olarak sivil alanda entelektüel bilgi üretimini amaçlayan ilmi sivil toplum kuruluşları için bu fırsat ayrı bir önem arz eder çünkü bu kuruluşlar kendi politik ajandasını üretme yeteneğine de haizdirler. Bu politik bilinç günümüz politik ikliminin getirdiği fırsatlar eşliğinde etkili bir araca dönüşebilir. Ancak sivil toplum örgütlerinin devlet ile gireceği ikili ilişkiler bahsi geçen imkan sahasını karşılıklı çıkar ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir alana dönüştürme tehlikesine de sahiptir.

Sivil toplumun devletle girdiği ikili ilişkiler sivil alanın sahip olduğu politik bir bilinç yaratma potansiyelinin ortaya çıkmasını engelleyecek en önemli tehditlerden birisi olarak düşünülebilir. Sivil alanın, elde edeceği birtakım menfaatler karşılığında sahip olduğu özgürlük alanından devlete paylar vermesi bu potansiyeli bastıracak unsurlardan biri olarak görülebilir. İkinci olarak sivil alanın politik çıkar örgütlerinin bir aracı olarak kullanıldığı şartlarda da yine politik bir özgürlükten bahsedilemez. Üçüncü olarak sivil alanın uzun erimli politik tavırları parti siyasetinin günlük çıkarları karşısında ilkesel duruşunu ve niteliğini kaybedebilir. Tüm bunlar sivil alanın güncel parti siyasetiyle gireceği ilişkiler için tehdit unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.


[1] Arlı’ya göre yapılan araştırmalar bu değişimin sebebinin devlet-sivil toplum, devlet-şirket ilişkileriyle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on pinterest
Share on email

İlgili Makaleler

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copyright © 2022 İDM - İlmi Düşünce Mektebi