EVİNİ YİTİRMEK: DEPREM SONRASI MEKANSAL YOKSUNLUK

Anasayfa » Fikriyat » EVİNİ YİTİRMEK: DEPREM SONRASI MEKANSAL YOKSUNLUK

EVİNİ YİTİRMEK: DEPREM SONRASI MEKANSAL YOKSUNLUK

Nerede yitirdim seni, ayaklar altına alınmış hayal hazinem benim?

(Bachelard, 1996)

Burcu SALIK*

Ev, insanların barınma ve güvenlik ihtiyacına tekabül eden mekanlardır. Ancak bu tanımlama oldukça sığ bir özellik taşır. Evi sadece barınma ve güvenlik ihtiyacına paralel olarak değerlendirmek onu insanlığın ilk sığınakları olan mağara ve ağaç kovuklarına kadar indirgemektir. Bu indirgemeci anlayış evin kültürel yönünü yadsır. Ev, içgüdünün yönlendirmesinin dışında insanın doğal çevrede kendisine bir barınak yapması, sosyo-kültürel bir oluşum meydana getirmesidir. Nitekim günümüzde de ev olgusu barınma ve güvenlik ihtiyacından öte dünyaya gelmiş bebeğin ilk sosyalleşme yeri, özel hayat ve mahremiyetin korunduğu bölge, prestij ve statü göstergesi, akrabalık, arkadaşlık ve komşuluk gibi sosyal ilişkilerin pekiştirildiği alanlardır.  

Ailevi ya da arkadaşlık deneyimini yaşamak için gerekli olan fiziksel, duygusal, psikolojik iyi olma haline izin veren güven, devamlılık ve süreklilik duygusunu ifade eder (Küçük, 2018).  İnsanın kendini zorluk yaşamadan tanıtabildiği, uzun açıklamalara ihtiyaç duymadığı ve kendini ispatlamak zorunda kalmadığı mekanlardır. “Ev, bizim dünyadaki köşemizdir” (Bachelard, 1996, s. 35). Alver’in de belirttiği üzere ev “sadece insanın dış dünyadan kaçtığı değil, aynı zamanda dünyaya açıldığı yer” olarak da tanımlanır (Alver, 2007, s. 63). Ev, insanın sosyal ilişkiler ile ilk tanıştığı yer, kimliğinin temellerini attığı alan, yaşamında edindiği tecrübelerin en yakın tanığıdır. Bu nedenle ev toplumsal, insani ve sembolik anlamlar bulundurur. 

Ev, toplumda birçok yaşayan kurumu kendi içerisinde barındıran anlamlı bir mekandır. Arkadaşların, akrabaların, misafirlerin ağırlandığı, toplantıların yapıldığı, davetlerin düzenlendiği bir mekân olarak ev, sosyal bir ortam halini almaktadır (Alver, 2007).  Dolayısıyla komşuluk, akrabalık, arkadaşlık gibi sosyal ilişkilerde düzenleyici bir rol üstlenir.

Evsizlik

İnsanların farklı sebeplerden dolayı evsiz kalması günümüzün sosyal problemleri arasında yer almaktadır. Sosyal, siyasi, ekonomi gibi birçok faktöre bağlı olarak gün geçtikçe kendisini daha fazla göstermektedir. Özellikle 1980 sonrası gerek ABD’nde ve gerekse dünyanın diğer gelişmiş bölgelerinde evsiz sayısında ciddi bir artış gözlemlenmiştir (Akyıldız, 2017). Dünyada evsiz verileri, evsizlerin sürekli yer değiştirmesi, evsizliğin geçici, kronik, sürekli gibi birçok boyutunun olması sebebi ile oldukça güçtür. Ancak yapılan çalışmalar irdelendiğinde dünya çapında mutlak evsiz sayısının 100 milyon ile bir milyar arasında olduğu tahmin edilmektedir (Bekaroğlu Doğan, 2020). Türkiye özelinde ise 70 bin civarında olduğu öne sürülmektedir (Bulan, 2021).

Rakamsal verileri yanı sıra evsiz insanların her biri her gün farklı problemler ile karşılaşmaktadır. Açlık, güvensizlik, düzensiz beslenme, işsizlik ve yoksulluk gibi sorunlar ilk akla gelenlerdir. Evsizlerin yaşadığı bu problemler aynı zamanda temel kabul edilerek gönüllü ya da zorunlu kuruluşların müdahale ettiği alanlardır. Evsizlere yönelik yapılan uygulamalarda geçici yerleşim alanı oluşturma, yiyecek ve giyecek yardımı gibi temel ihtiyaçların karşılanması esas alınır. Ancak bu problemlerin ötesinde evsiz insanların yaşadığı mekânsal yoksulluk, kimlik bunalımı, herhangi bir yere ait hissetmeme, toplumsal sisteme entegre olamama gibi sosyo-psikolojik durumlar ise göz ardı edilmektedir.

İnsanların evsiz kalması birçok faktöre bağlı olarak gerçekleşebilir. Sokakta yaşayan evsizler süreç içerisinde kendilerini bir alt kültür olarak değerlendirip sosyo-psikolojik anlamda özgür bir yaşam alanı oluşturabilirler. Ancak afet sonrasında evini yitirmek farklılık arz eder.

Evini Yitirmek

Ev, insanlar için bir mekândan daha fazlasıdır. İnsan en çok evinde rahat eder, çok yorulduğunda evine dönmek ister, evinin içindeki huzur her şeyden daha önemlidir. İnsanı kısıtlamayan, birlikte yaşamın getirdiği kimi prosedürlere tabi tutmayan özgür alanlardır. İnsan ancak evinde kendini ifade etmeden anlaşılır. Mekânsal var oluşunun yanı sıra ev bir duygudur… Peki ya insan bu duyguyu yitirirse ne olur?

6 Şubat 2023 tarihinde 4:17’de ve 13:24’te merkez üssü Kahramanmaraş’a bağlı olan Pazarcık ve Elbistan ilçeleri 7.7 ve 7.6 şiddetinde iki deprem meydana gelmiştir. Söz konusu depremler Türkiye’de Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Gaziantep, Adana, Kilis, Malatya, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Elâzığ olmak üzere toplamda 11 şehirde maddi ve manevi yıkıma yol açmıştır. Türkiye tarihinde şiddet ve kapsadığı alan bakımından emsali olmayan felakettir.

Strateji ve Bütçe Bakanlığının mart ayından yayınladığı Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri raporuna göre bölgede toplam konut sayısı 5.649.317’dir. Bölgede hane halkı büyüklüğü ortalama 3,5 kişidir. Depremden etkilenen şehirlerde afet sonrası konut hasarı tespiti ise şu şekildedir (Strateji ve Bütçe Bakanlığı, 2023):

İl Bazında Hasar Tespit Raporu (6 Mart 2023)

İlToplam Acil+Ağır+Yıkık Konut SayısıOrta Hasarlı Konut Sayısı Az Hasarlı Konut Sayısı
Adana2.95211.76871.072
Adıyaman56.25618.71572.729
Diyarbakır8.60211.209113.223
Elâzığ10.15615.2231.151
Gaziantep29.15520.251236.497
Kahramanmaraş99.32617.887161.137
Malatya71.51912.801107.765
Hatay215.25525.957189.317
Kilis2.5141.30327.969
Osmaniye16.1114.12269.466
Şanlıurfa6.1636.041199.401
Bölge Toplamı518.009131.5771.279.727

Kaynak: ÇİŞDİB 

Bu veriler çerçevesinde değerlendirildiğinde depremin yaklaşık 2.5 milyon kişiyi doğrudan barınma sorunu ile karşı karşıya getirdiği tespit edilmiştir.

“Ev, insan yaşamında, kazanılmış şeylerin korunmasını sağlar, bunları sürekli kılar. Ev olmasaydı, insan dağılıp giderdi. Ev insanı gökten inen fırtınalara karşı olduğu gibi, yaşamında yaşadığı fırtınalara karşı ayakta tutar. Aynı zamanda hem beden hem ruhtur. İnsan varlığının ilk evrenidir” (Bachelard, 1996, s. 35)

Ev insanın kimliği, kökeni, aitliği, ailesi, kültürü, düşleri ile eş anlamlı olabilir. Böyle yorumlanan bir konut, insanın biyolojik ve sosyal varlığının ayrılmaz bir uzantısıdır (Tüzün, 2002, s. 21). İnsanlar için ev, sadece sığınılacak bir liman ya da sadece barınma ihtiyacını karşılayan mekân değildir. Hayat örüntüsünde dünyaya baktığı bir pencere, kendisiyle özdeşleştirdiği, sahiplendiği, kimliğini yansıttığı bir yuvadır. İnsanın yuvası ile bağının kopması hem sosyal hem psikolojik birçok yıkıma neden olur. Deprem sadece kentlerde değil aynı zamanda insanların ruhlarında da meydana gelmiştir.

Deprem sonrası evini kaybeden insanlar aynı zamanda fiziksel ve ruhsal konfor alanını da yitirir. Kendisini saran ve kendisiyle özdeşleşen evinin yok oluşu anılarıyla bütünleşmiş mekân zincirinin kaybıdır. Gündelik yaşam, ilişki biçimi, geleneksel rutinlerinin bir gecede yok oluşu insanı belirsizliğe sürükler.

Ne Yapmalıyız?

Belirsizlikleri bertaraf etmek adına şeffaf ve paylaşımcı, depremden zarar gören insanların da dahil olabileceği uygulamalar geliştirilmelidir. Bu netlik ve kendini yetkin hissetme durumu insanlarda kaygı düzeyinin azalmasında büyük katkı sağlayacaktır.

Deprem sonrası insanların, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği ve kendini güvende hissedeceği bir barınağa ihtiyacı vardır. Öyle ya da böyle olan olmuştur ve yeniden dünyada bir “yer” bulmalıdır. Yeniden dünyada var olmaya ve kendine güvenmeye ihtiyacı var. Hayata dönmek için ilk adımları atılmak zorundadır.

Deprem sonrasında insanlar, yaşadığı acziyet ve yoksunluk hissinden kurtulmak için kendi irade ve güçlerini yeniden keşfetmeye ihtiyaç duyar. Kontrol etme, yeniden harekete geçme ve kendi yaşamlarını inşa etme noktasında onlara şans verilmelidir.

*Yüksek Lisans Öğrencisi, Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, İletişim Adresi: burcusalik98@gmail.com

Kaynakça

Akyıldız, Y. (2017). Dünyada ve Türkiye’de Evsizlik ve Uygulamaları. LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi (VIII-I), 67-91.

Alver, K. (2007). Siteril Hayatlar. Ankara: Hece Yayınları.

Bachelard, G. (1996). Mekanın Poetikası (çev.Alp Tümertekin). İstanbul: İthaki Yayınları.

Bekaroğlu Doğan, Y. (2020). Neoliberalizm, Evsizliğin Yönetimi ve Evsizlerin Hayatta Kalma Stratejileri. İdealkent, Kentleşme ve Ekonomi Özel Sayısı, 1339-1378.

Bulan, H. (2021, Ocak 2021). “Türkiye’de tahmini 70 bin evsiz var”: Yüzde 95’inin erkek olmasının sebepleri neler? (A. K. Erdem, Röportaj Yapan)

Küçük, M. (2018). Evsizlik ve Evsizliği Açıklayan Teoriler. İdealkent, 9(24), 515-535.

Strateji ve Bütçe Bakanlığı. (2023). SBB Deprem Sonrası Değerlendirme Raporu. Ankara.

Tüzün, E. (2002). Ev / Yaşama Mekanı: Afet Sonrası Gereksinimler. İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi, FBE, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

İlgili Makaleler

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2024 İDM - İlmi Düşünce Mektebi