İşçiliğin Yeniden Üretimi

Anasayfa » Fikriyat » İşçiliğin Yeniden Üretimi
İşçiliğin Yeniden Üretimi

İşçiliğin Yeniden Üretimi

Tuğba Küsin

İşçilik meselesi geçmişten günümüze sosyal bilimler alanında en çok tartışılan konular arasında gelmektedir. Tartışmaların kökeni yaklaşık yüz yıllık bir geçmişe uzansa dahi işçi sınıfının yaşamı ve serencamı üzerine ilişkin sınırlı bir literatür karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun temel sebebi yapılan çalışmaların salt ekonomi odaklı tasarlanmasından kaynaklanmıştır. Nitekim literatürde işçileri konu alan sosyal ve kültürel çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır. Bu noktada Pierre Bourdieu’nun kuramsal yaklaşımı literatür açısından oldukça önem arz etmektedir. Söz konusu kuramın birçok kavramı bulunmakla birlikte burada iki temel kavramı ele alınacaktır. Bunlardan ilki kuramın merkez kavramlarından birisi olan habitustur. “Pierre Bourdieu’ ya göre habitus, bireylerin sosyalleştikleri süre içinde- çocuklukta ilköğretim, yetişkinlikte ortaöğretim- az çok bilinçsiz bir şekilde içselleştirilmiş ve benimsemiş olduğu idrak (dünyanın nasıl algılanacağına dair), değerlendirme (nasıl değerlendirileceğine dair) ve eylem (nasıl davranılacağına dair) şablonlarından meydana gelmektedir”  (Jourdaın & Sıdonıe Naulın, 2020). Bu nedenle bireyin içinde bulunduğu koşullar ile habitusu arasında daima bir ilişki bulunmaktadır. Söz konusu işçi bir ailede yetişen bireyin habitusu ile memur bir ailede yetişen bireyin habitusu arasında sosyokültürel ve sosyoekonomik açıdan pek çok farklılık bulunmaktadır. Bu nedenle her bireyin ve sınıfın kendine özgü bir habitusu olduğu söylenebilir. Habitus bağlamında değinilecek bir diğer kavram ise sermaye türleridir. Sermaye türleri, habitusun oluşum sürecinde aileden ya da toplumdan aktarılan sosyal, kültürel, simgesel ve ekonomik kaynakları ifade etmektedir. Bu nedenle kişinin habitusu ile sermaye türleri arasında daima anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.

Bu metinde söz konusu kavramlardan hareket edilerek 2020 yılında gerçekleştirilen “İşçi Ailenin Habitusunu Miras Almak: İşçi Çocuğu Olmak” (Küsin , 2020) isimli araştırmamın bulgularına yer verilmiştir. Çalışmanın anlamayı hedeflediği temel mesele işçilik habitusunun benimsenmesinde etkili olan faktörlerdir.  Söz konusu çalışma Adana Mobilyacılar Sitesi’nde çalışan işçilerin aile yapısını, habitusunu ve sermaye (kültürel, sosyal, ekonomik) birikimini anlamak üzere tasarlanmıştır. Çalışmanın anlamayı hedeflediği temel mesele işçilik habitusunun nasıl yeniden üretildiği üzerinedir. Bu nedenle babası ve kendisi işçi olan görüşmecilerle mülakat yapılarak konunun muhteviyatına inmek amaçlanmıştır. Çalışma boyunca Pierre Bourdieu’nun sosyoloji yaklaşımı merkeze alınarak işçilik habitusunun benimsenmesinde sermaye faktörünün rolü tartışılacaktır. Çalışmanın bulgularına geçmeden önce evren ve örneklem grubu hakkında kısa bir bilgi verilecek daha sonra sahadan elde edilen bulgular aktarılmaya çalışılacaktır.

Bu araştırma 2020 yılında Adana Mobilyacılar Sitesi’nde çalışmakta olan 15 erkek işçiyle mülakat yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini babası ve kendisi işçi olan erkekler temsil etmektedir. Erkek işçilerin evrende çoğunluğu temsil etmesi sebebi ile kadın işçiler araştırmaya dahil edilmemiştir. Görüşmecilerin tamamı mobilya atölyelerinde çalışan erkek işçilerden oluşmaktadır. Yaşları 16 ile 48 arasında değişmekte olan görüşmecilerin yaş ortalaması 24’dür. Görüşmecilerin 7’si bekâr, 8’i evlidir. Görüşmecilerden 1 kişi mezun değil ancak okuryazar, 4 kişi ilkokul, 4 kişi ortaokul, 6 kişi de liseden mezun olmuştur. İşçilerin büyük bir kısmı çekirdek aile yapısına mensuptur. Kardeş sayıları 3 ile 16 arasında değişim göstermektedir. Tüm görüşmecilerin babası işçi, annesi ise ev hanımıdır. Anne ve babaların eğitim durumu genel olarak düşük düzeyde seyretmiştir. Ancak babaların annelere oranla daha yüksek eğitim düzeyine sahip olduğu söylenebilir. Ailelerin eğitim düzeyleri şu şekildedir; anneler arasında 5 kişi okuma yazma biliyor fakat mezun değil, 7 kişi ilkokul, 3 kişi de ortaokuldan mezun olmuştur. Babalar arasında, 4 kişi okuma yazma biliyor fakat mezun değil, 6 kişi ilkokul, 3kişi ortaokul, 2 kişi de liseden mezun olmuştur.

İşçi ailelerinde eğitim seviyesi ile okuma alışkanlığı arasında anlamlı bir ilişki görülmektedir. İşçilerin tamamı yetişmiş olduğu evde kitap, gazete, dergi vb. okuyan hiç kimsenin bulunmadığını belirtmiştir. Nitekim ailelerin eğitim durumları da bu görüşü destekler niteliktedir. Öte yandan birçok görüşmeci evlerinde genellikle gazetenin bulunduğunu fakat temizlik malzemesi olarak kullanıldığını ifade etmiştir. Bu durum işçi ailelerinde yetişen çocukların okul çağına kadar okuma alışkanlığı kazanamamasına ve eğitim materyallerine temas edememesine sebep olmuştur. Nitekim görüşme yapılan işçilerin tamamı aileleri ile benzer bir davranış sergileyerek okuma alışkanlığı kazanamamıştır. Şüphesiz bu durumun birçok sebebi olduğu gibi en önemli sebebi yetişmiş oldukları ailelerdir.

Okuma alışkanlığına sahip olmayan işçi ailelerde, televizyon kullanım oranı oldukça yüksek seviyededir. Öyle ki görüşmecilerin tamamı günün her vaktinde farklı bir aile üyesinin televizyon izlediğini belirtmiştir.  Aile üyelerinin en çok izlediği programlar arasında gündüz kuşağı (Müge Anlı-Esra Erol, magazin vb.), haberler ve komedi programları (Güldür Güldür-BKM) yer almaktadır. Özellikle haber programları tüm aile üyelerini birleştirici bir rol üstlenmiştir. Öte yandan tercih edilen programlar arasında belgesel, sinema, bilgi yarışması ya da tartışma programı gibi cevaplara hiç rastlanılmamıştır. Bu durum okuma alışkanlıklarında olduğu gibi ailenin eğitim seviyesi ve kültürel birikiminden kaynaklanmaktadır.

Araştırmanın bir diğer sorusu ise işçi ailelerinin boş zamanlarını nasıl değerlendirdikleri ve ailecek ne yapmaktan keyif aldıkları üzerinedir. İşçilerin birçoğu evde vakit geçirmekten, ailecek sohbet etmekten ve dinlenmekten keyif aldıklarını belirtmiştir. Bununla beraber işçilerin tamamı boş zamanlarında ekonomik boyutu olmayan ya da minimum düzeyde olan etkinliklere yöneldiklerini belirtmiştir. Özellikle “pikniğe gitmek” işçi ailelerinin en çok tercih ettiği ve keyif aldığı boş zamanları değerlendirme biçimlerindendir. Şüphesiz bu durum ekonomik koşullar ile doğrudan ilişki içindedir. Öte yandan işçi ailelerinde kahvehane kültürünün olmadığı ve kahvehaneye yönelik olumsuz bir algının hâkim olduğu tespit edilmiştir. Bu durum araştırmanın ön görülemeyen sonuçları arasında yer almıştır.

Araştırmanın anlamayı hedeflediği bir diğer mesele ise işçilerin nasıl bir mekânda yaşadığı üzerinedir. Bunun için işçilerden yaşamış oldukları mahalleyi tanımlamaları istenmiştir. Tanımlamalar sonucunda tüm işçilerin yaşadığı mahalleye yönelik olumsuz bir algıya sahip olduğu tespit edilmiştir. En sık rastlanan ifadeler arasında suç oranlarının fazla olması (madde kullanımı ve gasp), eğitim seviyesinin düşük olması (cahillik olarak nitelendiriliyor) ve dedikodu mekanizmasının hâkim olması yer almıştır. Burada iki temel sorun ortaya çıkmaktadır. Birincisi suç oranlarının yüksek olması işçi ailelerinin de suça maruz kalma riskini arttırmaktadır. İkincisi ise işçi ailelerinin sosyal çevresinde suçlu insanların bulunması çocuklarının da suça karışma riskini arttırmaktadır.

İşçi ailelerin çocukları çalışma hayatına başlayıncaya dek vakitlerinin büyük bir kısmını mahalle sınırları içerisinde geçirmiştir. Öyle ki görüşme yapılan işçilerin tamamı eğitim süreçleri boyunca mahalle sınırları içinde bulunan okullara gitmiştir. Bu durum mahallede yaşanan sorunların okulda da tekrarlanmasına sebep olmuştur. Nitekim görüşmecilerin tamamı okudukları okuldan memnun kalmadığını dile getirmiştir. En sık rastlanan şikayetler arasında okulun sorunlu olması, hocaların ders işlememesi ve düşük eğitimli bir mekân olması dile getirilmiştir. Bununla birlikte okulda yaşanan kavgalardan ötürü okulu bırakan işçilere de rastlanılmıştır. Burada iki temel soru ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki işçi ailelerin çocukları mahalle sınırları dışında bulunan görece daha iyi okullarda eğitim alsaydı şu an farklı bir konuma sahip olabilir miydi? Peki yoksul mahallelerde bulunan okullar yeterince denetlenseydi toplumsal konumların yeniden üretilmesi engellenebilir miydi? Şüphesiz her iki sorunun cevabı da genele yayılamaz lakin Adana özelinde yapılan bu araştırma, ekonomik sermaye doğrultusunda belirlenen mahalle ve okul faktörünün işçiliğin yeniden üretilmesine katkı sağladığını saptamıştır.

Sonuç olarak işçi ailelerdeki ekonomik sermaye yetersizliği sosyal ve kültürel sermaye aktarımını sınırlandırarak işçilik habitusunun yeniden üretilmesine sebep olmuştur. Öyle ki ailelerin yaşamış olduğu mahalle, çocukların eğitim aldığı okul, sosyal çevrelerini oluşturan insanlar ve ekonomik koşullar süreci belirleyen temel faktörlerdendir. Bu nedenle yoksul mahallelerin refahına yönelik iyileştirme çalışmaları yürütülmelidir. Fakat bu çalışmalar kentsel dönüşüm projelerinden ziyade gençleri ve çocukları hedef alan kültürel projeler olmalıdır. Örneğin bölgeye açılacak nitelikli bir gençlik merkezi, çocukların sosyal ve kültürel sermaye birikimini zenginleştirerek toplumsal konumlarda bir farklılaşmaya yol açabilecektir. Ya da mahallelerde bulunan okulların belirli aralıklarla denetlenmesi ve iyileştirilmesi sorunların çözülmesine katkı sağlayacaktır. Özetle meseleye dair yapılacak olan her çalışma mevcut durumun daha iyi olmasına fayda sağlayacaktır.

Kaynakça

Jourdaın, A., & Sıdonıe Naulın. (2020). Pierre Bourdieu’nun Kuramı ve Sosyolojik Kullanımları. (Ö. Elitez, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.

Küsin , T. (2020). İşçi Ailenin Habitusunu Miras Almak: İşçi Çocuğu Olmak. Türkiye’de Aile Kurumunun Mikro Dinamiklari Üzerine İncelemeler (s. 47-66). içinde Konya: Ada Yayıncılık.

İlgili Makaleler

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2022 İDM - İlmi Düşünce Mektebi

Verified by MonsterInsights