Mekân Ontolojisi Üzerine Bir Deneme: Ev

Anasayfa » Fikriyat » Mekân Ontolojisi Üzerine Bir Deneme: Ev
Mekân Ontolojisi Üzerine Bir Deneme: Ev

Mekân Ontolojisi Üzerine Bir Deneme: Ev

Ali Hüseyin Tunç[1]

Birçoklarımızın yaşam telaşı içerisinde gözüne ilişen bir meseledir, gündelik hayatında kanıksadığı herhangi bir güzergâhtaki bir mekânın sürekli yeni sahiplerle karşısına çıkması. Genelde işyerleri, dükkânlar olur buralar. Yeni sözde ev sahibinin bir yılın yarısını geçirdiği istisnalarla bezeli yerlerdir. Her gelen yeni kullanıcı, mekânın önceki sahiplerinden habersizce, yaşam öyküsünü umursamazca, onu (mekânı) sadece emellerine (düşlerine) giden yolda bir araç gibi kullanarak günü, ayları, yılları noktalandırmayı hedeflemekte. İnsanın her şeyi anlamlandırma gayreti içerisinde mekânın beden ve benliklerimizdeki yeniden ve geri dönülmez üretim etkinlikleri ve etkileri ise hep ıskalanmakta:

“(…) insanın en temel gereksinimlerinden biri, yaşadığı evrende kendisini konumlandırmaktır. Varoluşumuz Merleau-Ponty’nin deyimiyle mekânsal olduğuna göre, insanın kendini ifade edişi de daima mekânlar aracılığıyla olmuştur. Maddesel bir varlık olan insan, mekân içinde yer kaplar, mekân içinde hareket eder. O halde insan bedeni, mekânsal bir cisim olarak mekâna aittir. Sadece beden değil, insanın duygu ve düşünceleri de mekâna bağlı ve bağımlıdır.”(Çetindoğan, 2009: 138).

Oysaki karşılıklı görünmez bir bağ vardır yer, mekân ile birey arasında. “Adem’in (insanın) cennetten kovuluş” söylenceleri, mitosları bin yıllardır bizleri bir ait olma kargaşasına zoraki olarak itmekte: ‘’Çünkü biz bir günahın bedeli olarak barınağından kovulmuş Adem’in çocuklarıyızdır. Bu bakımdan arketipsel bir korkudur ‘ortada kalmak.’’ (Karatay, 2021: 28).

Mekânla bütünleşerek, birleşerek yerkürede kendine yer bulma çabası, insanın dünya kurgusunun arka planında daima işleyen bir gerilim olagelmiş. “Ben de buradan geçtim, yaşadım, hissettim,” demenin bir farklı dili mekân bu açıdan.

Varoluşçuluk akımının etkin isimlerinden Merleau-Ponty, “varoluş mekânsaldır,” söyleminde bulunmakta. Mekânın varoluşsal niteliğine güçlü bir atıf bu esasen. Evet, varoluşun koşuludur mekân. Bir yer işgal etmeden, doldurmadan var olunmaz: ‘’Mekân var olmaya fırsat verir, var olmanın rahmidir, ona altlık oluşturur’’,‘’ …var olmanın gölgesi gibidir. Her varoluşta mekân da onunla beraber gelir.’’ (Barkul, Ö. ve Gürkaş, T. E. 2012: 8).

Bundan dolayıdır ki toplumsal kabulde önemli adımlardan biridir evlenmek:

“Evlenmek” eylemi kelime anlamı itibari ile “ev”lenen çiftlerin aile kurma ereğiyle, meşru zeminde birleşmelerini ifade etmekte. Evlenmek, bireylerin hayat denilen bu zoraki oyunda[2] huzur, güvenlik, stres düzeyini minimize etme yolunda önemli soluk noktalarından biri olmakta. Kelimenin sözlük anlamı[3] ve yaygın kullanımından da öte geri planda işleyen, temelde insanın mekânla anlam, kimlik kazanışına vurgu yapan bir motivasyon niteliği bulunmakta.

Evlenen çifte dünyaevine girdiği iltifatlarında bulunulur. Yuva arzusu temelinde bir ifadedir bu. Dünya evi varlığın evidir esasen. Hiçliğin, belirsizliğin, yukarıda ifade edilen ortada kalma durumlarından kurtulma halidir. Yer/mekân ile bağ kazanma halidir. Dünya evine giren kimse artık bizdendir. Aramıza katılmıştır. İptidai gruplarda yetişkinlik sınavlarına benzetebiliriz bu durumu. ‘’Ev’’lenmek de varlığa bir delildir bu bakışla. ‘’Çünkü evimiz bizim dünya köşemizdir. Bizim ilk evrenimizdir. Ev, gerçek bir kozmostur.’’(Bachelard, 2015; akt. Karatay, 2021:28).

Evlenme eyleminin toplumsal ve insanlığın arketipsel kabullerinden biri oluşunu en fazla kadın hissetmekte ve maruz kalmakta. Erkeğe kıyasla kadında daha egemen, başat bir kaygıdır ‘’ev’lenme’’ etkinliği. Onun medeni durumunun, toplumsal statüsünün bir göstergesidir. Evlenmeyen kadın hep biraz eksiktir bu anlayışla. Çünkü evlenmek, ev sahibi olmak anlamını, ev sahibi olmak da ontolojik açıdan tatmini barındırmakta. Hülasa ev, kadın için baskın bir varlık alanıdır.

Kadın, varlığına delil bu eve dair hissel/dürtüsel bir şeylerin farkında ki, bu nedenden evin dört bir tarafını kültürümüzdeki önemli bir figür olan dantel ile donatmıştır[4]. Dantel, teritoryal bir ifade ile sahiplenme duygusu ihtiva etmektedir. Burası benim demenin nesnelerle dışa vurumudur. Dantel ve bilimum obje, kadının ev ile kurduğu psişik ilişkinin bir ürünüdür. Ev bir görev alanıdır onun. Var olmakla eşdeğer bir imgesel ve simgesel anlama sahip şeklinde iddialı bir çıkarım yapabiliriz bu açıdan: ‘’Evi ile benliği arasında kuvvetli bir bağ vardır.’’ (Karatay, 2021: 29).

Bundan dolayıdır ki ev, üstü kapalı bir şekilde amaçsallaştırılmıştır. Ev amaç, evlenmek denilen farklı cins birlikteliği, beraberliği de araç olmuştur.[5]

Evrimsel ifade ile soyun/türün devamlılığında cins birlikteliği ikinci plana itilmekte. İnsanın özde yok olup gitme, hiçliğe karışma korkusuna birer sığınak olan semavi dinlerde olduğu gibi, üreme de aynı kaygıya, endişeye hizmet etmekte. Toplumsal ifade ile aile, bireye bu kaygıları için rafa kaldırma imkânı sunmakta. Çünkü esas olan özde varlığın kendisi ve devamlılığıdır. Varlığa dair her şey de ona bu duyguyu dayatmakta.

Başka bir ifade ile eve insan eklentisi (!), özünde evimizde bir meşguliyet sırasında arka planda televizyon açmamıza benzetilebilir. Birçok kurgusallığın (milliyet, ırk, ideoloji vb.) pompalandığı modern yaşam olgusu içerisinde aile, insanın itiraf edilmemiş eksikliklerini örtme çabasıdır bu açıdan. Mekân da ona eşlik ederek örtü, perde ve hatta motivasyon görevi görmekte.

Bundan dolayıdır ki mekân, keşfedilmeyi bekleyen bir anlam setleri sunmakta bizlere. 

‘’Bir olgunun orada, burada ya da herhangi bir yerde gerçekleşmesinin çok farklı sonuçlara yol açabileceğini anladığımızda mekânın önemini kavramaya başlayabiliriz.’’ (URL 1).

Onun (mekânın) bu geniş potansiyeli, yaşamın her tarafına sirayet ve hatta nüfuz etmekte.

Günün sonunda toparlama çabası içerisinde şu sözler söylenebilir: Mekâna dair farkındalığın temenni edildiği girişimler, özünde can sıkıcıdır. İnsanın bilme eylemine barındırdığı meyil, korkuya duyduğu özsel bir hazzı (örnekle mazoşizmin sağladığı zihnen ve bedenen doyum) barındırmakta. Yani bilmek korkutur, korku da zevk verir. Bu açıdan mekân/ev yalnızca barınak ihtiyacına karşılık gelen işlevsel bir maddi kurgu değildir.

Kaynakça

Barkul, Ö. ve Gürkaş,T. E. (2012). “Yer Üzerine Kavramsal Bir Okuma Denemesi,” Sigma, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 1. 1-11.

Çetindoğan, M. Ö. (2009). ‘’Kırsal Mitten Kentsel Ritüele Geçiş ve Beden-Mekân İlişkisinin 1990 Sonrası Türk Oyun Yazarlığı’na Yansıması.’’ Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 27(27), 137-160.

Karatay, H. (2021). ‘’Belleğin Kıvrımlarında Dolaşmak ve Sedef Kakmalı Ev Örneği.’’ Vesanat Dergisi, 1. 26-30

URL 1: https://videmusdergi.com/2020/09/19/mekanin-birey-zaman-ve-kimlik-uzerinden: incelemesi trashed/ Erisim Tarihi: 29.01 2023


[1] Lisans öğrencisi, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü (alihuseyintunc@gmail.com)

[2] Bkz: Enam Suresi 32. Ayet: Semitik dinlerin/mitolojinin hayat denilen soluksuz etkinlikleri bir oyun olarak addetmesindeki faktörlerden biri olan ahiret inancına yönlendirmesinin, inandırmanın yanı sıra, aynı zamanda hepimizin mensubu olduğu bu kargaşayı anlaşılabilir, kavranabilir, korku düzeyini asgari boyuta indirme gibi de etki ve amaçları vardır. Bu paradoks, insan soyunu top yekûn onca uyarılara rağmen dünyevileşmekten alıkoyamamakta.

[3] Etimolojik açıdan barındırdıkları da ifade ettiklerimizi işaret eder.

[4] Esasen evdeki her bir unsur kültürün uzantısıdır. Toplumsal kabuller, kolektif benliğin dikte ettiği normlar, ev içi dizayn ile yeniden üretilir. ‘’Ev, karmaşık bir amaçlar dizisi için oluşturulmuş, sadece bir yapı değil bir kurumdur. Bir ev inşa etmek kültürel bir olgudur çünkü onun biçimi ve organizasyonu ait olduğu kültür çevresi tarafından büyük ölçüde etkilenir. Konut barınaktan daha fazlası, sosyal alan birimidir.’’ (Rapoport 1969; akt. Karatay, 2021:28).

[5] Esasen her bir ilişki bencilce değil midir? Felsefe tarihinde bu meseleye temas eden pek çok anekdot bulunmakta (bkz. Spinoza).


İlgili Makaleler

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

Kategoriler

Etiketler

Copyright © 2024 İDM - İlmi Düşünce Mektebi