Semt Bizim Mi?

Anasayfa » Fikriyat » Semt Bizim Mi?

Semt Bizim Mi?

Hüseyin Nasrullah İnan

Bugün futbol, her ne kadar koca bir endüstri ve küresel ekonomik sistemin önemli bir aktörü olsa da geçmişte yerel ölçekte sokak arası maçlardan mahalleler arası mücadelelere kadar güçlü bir dayanışmayı ve rekabeti ifade ederdi. Çocuk aklımızla, mahallede âtıl kalmış bir arsayı koca koca hayallerin mekânı yapar, dayanışmanın ve rekabetin keyfini saatler boyu kızgın güneşin altında yaşardık. Mahalleler arası maçları ise sormayın gitsin… Mahallenin şerefini diğer mahallelere karşı müdafaa etmek en büyük arzumuzdu.

Türkiye’nin her köşesinde, çocukların ve gençlerin futbolla ilişkisi genel olarak böyleydi. Merkezden uzak şehirlerde ekonomik ve kültürel sebeplerle mahalli futbol ekipleri çocukluk hayali olmaktan öteye geçmezken büyük şehirler ise bu dayanışmayı ve rekabeti koruyacak ve daha ileri taşıyacak alanlar üretme fırsatına sahipti. İstanbul’da Beşiktaş, Vefa, Kasımpaşa, Fenerbahçe, Karagümrük, Sarıyer; İzmir’de Karşıyaka ve Göztepe gibi futbol kulüpleri bölgesel ve ulusal ölçekte, profesyonel olarak temsil ve rekabet alanı buluyorlardı. Buradan yola çıkarak, her semtin, coşkulu gençleri, fedakâr esnafı ve o semte gönül vermiş sakinlerinin inşa ettiği, özel bir hikâyeye sahip olduğunu tahmin edebiliriz.

Fatih’te gezerken, yakın zamanda Süper Lig’e çıkan Fatih Karagümrük futbol takımının zaferini kutlayan, semt çevresinde çeşitli yerlere asılmış kırmızı-siyahlı pankartlar gördüm. Semte bir coşku havası katan bu pankartlar sakinlerine semtin zaferini müjdeliyordu. Kamu kurumları, semtin ticarethaneleri, Karagümrük gençliği, yerel esnaf… velhasıl herkes bu coşkuyu paylaşıyordu. Peki, bu coşku aslında Karagümrüklülerin coşkusu muydu? Bu soru beni Türkiye’nin yerel yönetim tecrübesine götürdü. Semt takımlarının bugün geldikleri nokta, semtleri temsil etme görevini üstlenen mahalli idarelerin geldikleri noktayla önemli benzerlikler içeriyordu.

Geçmişte ifade ettiği anlam bir yana bugün gelinen noktada futbol tekstilden bahis sektörüne, eğlence sektöründen kitle iletişimine uzanan çok geniş küresel bir pazarı ifade ediyor artık. Büyük milyarderler tarihi geçmişe uzanan köklü kulüpleri birer birer satın alıyor ve onlara yeni misyonlar biçiyor. Arsenal Çin pazarına açılmanın yollarını arıyor, Arap sermayesi yatırım ortaklıkları kurarak Manchester City, PSG ve son olarak Newcastle United gibi köklü Avrupa kulüplerini büyük paralar harcayarak satın alıyor. Futbol kulüpleri Korece dilinden Arapçaya, farklı dillerde Twitter hesapları açıyor ve taraftarlığı uluslararasılaştırmanın yollarını arıyor. Öyle ki artık gelinen noktada dev spor malzemesi tedarikçileri günlük giyimde de tercih edilebilecek forma tasarımlarına yöneliyor. Tüm bunları bile şöyle bir düşündüğümüzde futbolun bugün basit bir meşin yuvarlaktan çok daha fazlasını ifade ettiğini kolayca anlayabiliriz.

Bir futbol kulübüne yatırım yapmak isteyen büyük sermaye grupları, futbolun etki ettiği geniş sektörel anlamları ve kulüplerinin futbolun ruhu gereği ancak taraftarlar yoluyla var olabileceği gerçeğinden yola çıkarak köklü bir geçmişe ve o semte yüksek aidiyet besleyen bir taraftar grubuna sahip olması kriterlerini önemsiyorlar. Köklü ve semtli olmanın marka değeri üretmedeki katkısı da göz önüne alındığında tercihleri daha da anlaşılır olabilir. Peki, köklü ve semtli geçmişleriyle övünen ve bunun üzerinden bir marka değeri inşa eden futbol kulüpleri bunu yaparken ne kadar sahicidir? Örneğin, köklü bir geçmişe sahip olan Paris Saint Germain futbol kulübünü Katar sermayesi satın aldığında o hala bir Paris kulübü müdür? Ya da Inter kulübünü Çin sermayesi, Göztepe’yi Roman Abramoviç satın aldığında… Beşiktaş Beşiktaşlıların mıdır? Kasımpaşa Futbol Kulübü örneğin, Türkiye’nin en büyük medya patronlarından olan Ciner Holding’e ait. Ciner’in ellerinde, o hala bir semt takımı mıdır? Karagümrük Futbol takımı ülke çapında tanınan önemli bir futbol patronunun elinde büyüyor ve hızla eski günlerine dönüyor. İstanbul Başakşehir Futbol takımı ise bu hikâyede daha ilginç bir konumda. Hikayesi olmayan bir semtin, hikayesi olmayan takımı… Şu gerçekle yüzleşmek faydalı olabilir: Futbol takımlarının “semtli” geçmişleri bugün için imaj tasarımı ve reklam fikirleri için birer objeden fazla bir anlam ifade etmiyor artık. Türkiye’de büyük sermaye grupları arasında sürekli el değiştiren futbol kulüpleri semtli taraftarına sadece tribünleri doldurma ve yaratıcı sloganlar üretme konusunda müracaat ediyor.

Karagümrük’te caddeleri donatan kırmızı-siyahlı bayrakları şöyle bir düşünüp tekrar soruyu hatırlamakta fayda var: Bu coşku, bu semt bizim mi? Sınırları içerisinde yaşadığımız faal futbol kulübü yahut belediye, bizi temsil ediyor mu?

Klasik yerel yönetim tecrübesinde mahalli hizmetlerin vakıflar ve mahalle örgütleri aracılığıyla halkın ferdi himmet ve teşebbüsleriyle yerine getirilmesi semtlilik duygusunu inşa eden ve pekiştiren bir sorumluluk bilincini ifade ediyordu. Halk beledi hizmetlerin önemli bir kısmında sürecin bizzat içerisinde yer alıyor, semti inşa ve güzelleştirme vazifesi üstleniyordu. Mahalli örgüt kendi elleriyle inşa ettiği bu yapılı çevreyle ruhi irtibatlar kuruyor ve el birliğiyle mekânsal bir hafızayı inşa ediyordu. Bir semt sakinini “Karagümlüklü” kılan esas unsur bu dayanışma ağında gizliydi.

Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında merkezi hükümet eliyle gerçekleştirilen inkılaplar zayıflamış klasik yerel yönetim kültürüne paralel bir biçimde inşa ediliyordu. Batılılaşma yolunda tercih edilen yeni sistem klasik yerel yönetim biçimini reddetmek suretiyle, yerelin katılımı biçiminde gelişmemiş, aksine merkezi yönetimin iştiraki ile çalışmıştı. Takip eden dönemlerde ise bu anlayış yereli güçlendirmekten hep uzak kalmıştı. Her geçen yıl, merkezi iradenin gücüne güç kattığı ve yerel aktörlerin -aslında semtin gerçek sahiplerinin- sönümlendiği bir sürece yol açmıştı. Gelinen noktada, karar alıcılar ve politika yapıcılar gücünü merkezden almak ve belki de merkezden olmak zorundaydı.

Genel bir çerçeve çizilirse eğer bugün semt ve semtli var mıdır? Ortada bir temsil krizi olduğu iddia edilebilir mi? Belediye meclisinde söz sahibi ve esas işi müteahhitlik olan meclis encümeni veya büyük bir futbol kulübünün yönetim kurulunda yer alan iş adamı hangi çıkarlar uğruna o masada oturmaktadır? Semtin çıkarlarına kim sahip çıkıyor? Desteklediğiniz bir siyasi partinin taşra örgütü ile fikir birliğine vararak seçtiği zengin iş adamı profilli belediye başkanı adayının kazanması veya kaybetmesi aslında o şehir için ne anlam ifade eder ki?

Halkın teveccüh ettiği iki farklı örnek incelendiğinde yerel ölçekte bir temsil krizi ile karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz. Fakat bu temsil krizinin iki yönlü olduğunu da ifade etmemiz gerekir. Halk kendisini temsil etmeye aday kişilere mahalli bir gözle değil siyasi bir partinin üyesi veya bir futbol takımı taraftarı olarak yaklaşıyor. Yani halk mahalli idare ile ilgili bir tercih yapacakken kendi semtinde değil “sanal bir Ankara’da” yaşamaktadır. Mahalli idare yöneticileri ise böylesi bir ortamda ne kadar semtli olabilir?

Türkiye’de yerelin varlığı çok uzun süredir merkezi güçler tarafından baskılanıyor. Semt eskisi gibi kendi sözünü söyleyecek bir özgüvene sahip değil. Bu sebeple yerel görünen her kurumun üzerinde merkezi bir gücün gölgesini görüyoruz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on pinterest
Share on email

İlgili Makaleler

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copyright © 2022 İDM - İlmi Düşünce Mektebi